İngiltere ve ABD’de 164 binden fazla kişinin sağlık verileri incelendi; Z kuşağı da dahil yeni nesillerin kronolojik yaşlarına göre biyolojik olarak daha yaşlı göründüğü tespit edildi.
Çalışmada toplam 154 bin 169 İngiltere katılımcısı ile ABD’deki All of Us programına kayıtlı 10 bin 262 kişinin verileri kullanıldı. Biyolojik yaşlamayı ölçmek için yaş ve dokuz kan biyobelirteci temelinde hesaplanan PhenoAge yöntemi uygulandı.
İncelenen göstergeler arasında iltihap belirteci CRP, kan şekeri, kreatinin, albümin ve beyaz kan hücresi sayıları yer aldı. Araştırmacılar, kişilerin biyolojik yaşlarının gerçek yaşlarına göre ileri veya geri olduğunu belirlemek için bir “yaş farkı” puanı oluşturdu.
Sonuçlar nesiller arası farklar olduğunu gösterdi: İngiltere’de 1965–1974 doğumluların yaş farkı puanı, 1950–1954 doğumlulara göre yüzde 23 daha yüksek bulundu. ABD’de 1990–1999 doğumlu grubun yaş farkı puanı ise 1965–1969 doğumlulara kıyasla yüzde 92 daha yüksekti.
Araştırma ayrıca biyolojik yaş farkı ile 55 yaşından önce kanser gelişme riski arasındaki ilişkiyi inceledi. Biyolojik olarak daha yaşlı görünen bireylerde erken başlangıçlı kanser riski yükseldi; özellikle akciğer, sindirim sistemi ve rahim kanserlerinde belirgin bağlantılar tespit edildi.
Yaş farkı puanındaki her bir standart sapmalık artışın erken başlangıçlı katı tümör riskini yüzde 8 artırdığı hesaplandı. En güçlü bağlantı akciğer kanserinde görüldü; biyolojik yaşlanma göstergelerindeki artışın akciğer kanseri riskini yüzde 57 yükseltti.
Araştırmacılar sigara, obezite, genetik yatkınlık ve telomer uzunluğu gibi faktörler kontrol edildikten sonra bile ilişkinin sürdüğünü belirtti. Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden epidemiyolog Yin Cao, amaçlarının modern yaşam koşullarının biyolojik etkilerini ve bunun kanser riskini nasıl artırdığını anlamak olduğunu söyledi.
Uzmanlar, erken yaşta görülen kanserlerdeki küresel artışın kesin nedeninin henüz bilinmediğini, ancak biyolojik yaşlanmanın bu tablonun önemli parçalarından biri olabileceğini vurguladı.
